11 Şubat 2010 Perşembe

Şimdi Ölmek İstemem

Ölümün en kıyısına geldiğinde, son nefesle dipdibeyken birtek şey vardır insanın aklında,
ONA son bir şey daha söyleyebilmek...

belki de bu yüzden, gülümseyen cesetlerde hep son sözü söyleyebilmiş olmanın huzuru vardır zaten...

en çok da, onun haberi yokken ona adanmış bir hayatı fısıldamak ister insan;

"şimdi ölmek istemem
kalbine dokunmadan"

Ölmek istemem.. Gözlerinde kaybolmadan, sana sımsıkı sarılmadan, benim gerçekten "o" olduğumu tekrardan görmeden ölmek istemem.. Hani sen de demiştin ya; sarılmadan ölmek istemem.. Bunun korkusu var kaç gündür üzerimde.. Dışarıya çıkamıyorum, yastığa yorgana sarılıp gözyaşlarına boğuyorum onları ben hıçkırıklarımda boğulmamaya çalışırken. "Neden Çoban yıldızı?" demiştin mumlar tüm odayı; gözlerin de benliğimi aydınlatırken..

Sevgi yeniden anlam kazandı bizle.. Biz şekillendirdik sevmeyi.. Tarifi yok bunun..

Yüzme bilmeden daha,
deniz görmeden,
hiç güneşte yanmadan..

Aşkı tatmadan daha,
onla sarhoş olmadan,
hiç sevişmeden daha,

şimdi ölmek istemem, daha hiç gülmeden..

Çoban yıldızı.. Sen benle kal.. Hep benle kal..

Gez gör meleğim, dene, büyü, keşfet.. Güneşte yan, saçlarını oksijenle yaktığımız gibi.. aşkı tat, birlikte en safını, en yücesini tattığımız gibi.. Bu duygunun bambaşka olduğunu görebilmek icin bu şart.. Sınavımız bu.. Mutlu ol.. Kendini zorlayarak, birine adayarak zorla değil.. Ciddi anlamda benliğinde hissederek ol.. Her şeyden çok diliyorum bunu melek kalplim, miniğim.. Ama ben hayatındayım, ölene dek yanındayım, tüm benliğimle yanındayım. Ne olursa olsun miniğim.. Miniğimsin sen benim ki.. kucağıma yatırıp tüm dertlerini dinlediğim, saçını yıkayıp taradığım, o bebek teninin kokusuyla içimi doldurduğum.. Hep miniğim olacaksın ki..

Gözlerime bir baksan anlayacaksın; göreceksin ta yüreğime akıp orda yatan seni.. Kendimden çok düşündüğüm seni.. Çok ağır.. İçime attıkça, hayatına müdahil olmak istemedikçe içimde birikmesi, sustukca suçlu olmam.. Çok ağır..

Kendimizi güçsüz, çaresiz, yapayalnız hissettiğimizde aramak için elimiz telefona gider de arayamazdık ya.. Haftalardır öyleyim.. Öyle ihtiyacım var ki sesine.. Senin beni arayıp sadece sesimi dinlemek icin saçma sapan şeyler anlatmamı istemen gibi..

Öyle eksiğim ki Alev..


25.01.2010

6 Ocak 2010 Çarşamba

19 Aralık 2009 Cumartesi

Bir Bakışta Viyana

Sevgili günlük,


Seni unuttum sanma.. bildiğin canlı kanlı defter ve kalem ile aldatıyorum seni. üşeniyorum seni açıp yazmaya; kağıda kaleme sarılıp geceleri yazıyorum burdaki gözlemleri anıları.defterim biter 1 2 aya kadar sanırım, sana dönerim o zaman yine yeni yeniden.


senden uzaktayken çok şey değişti. çok yer gezdim, bir çok şey öğrendim, kendimi keşfe çıktım sonra boşverdim, hepten boşverdim. buhranlara girdim. bir koltukta 15 karpuz taşımaya çalıştım, mahvettim. şimdiye kadar hayal ettiklerim, planladıklarım ile yaptıklarıma bakıyorum. Eh az buçuk ucundan köşesinden almanca'da dikiş tutturdum gibi. (o da yalan) Erasmusçuların alayı ingilizce konuşuyor, Avusturya'lıların da almancasından bi sikim anlaşılmıyor hep farklı ağızla, diyalekt ile ve çok hızlı konuşuyorlar. Grüss Gott, Servus gibi selamlaşma sözcükleri var. Bayern bölgesinde de var sanırım bu. Tanrı'ye inanmayan bir insana Grüss Gott demek düşüncesizlik olur deyu düşündüğümden ben onun yerine Guten Tag yahut Hallo'yu tercih ediyore. alman arkadaşlar edindim; Avusturya'lılardan daha sıcaklar. "Deutschland" kelimesinin inanılmaz bir heybeti var gözümde bilemiyorum neden. Avusturya çok tırt, böyle alaman olamadığı icin onlara kin besleyen sevmeyen insanlar gibi geliyorlar. elbette genelleyemem ama genel izlenim o yönde.


Deutschland lan! ne kadar taşaklı ada bak! bi de bu dandik heriflere bak. Habsburgluymuş, sıçayım ağzınıza. Güya bana Avusturyalıyım alaman değilim, Alman almancası konuşmam deyorlar. konuştuğun dil ne? "Deutsch" almansın lan işte (dünyanın en yüzeysel adamı) ha bi de baban nereliyse memleketin de orası var, o mevzuya hiç girmeyelim.


nerden başlayayım bilemedim. 2 ay olacak buraya geleli neredeyse. ilk ayım partiler ve komşu ülkeleri gezmek ile geçti. ikinci ayımda almanca'ya ağırlık verdim ve ortada hala bitirme tezime dair bir şey yok :D o da üçüncü ayda inşallah ahaha her allah'ın günü parti parti olmuyor. parti kavramı anlamını yitiriyor; içip içip halka oluşturup dans ettiğin milleti kestiğin "aha şunun kafası güzel la yumulun olum" diye çevrendekileri provoke ettiğin bir etkinlik oluyor. gastrit başlangıcı tespiti konduktan sonraerasmus'a gelmek kadar boktan durum yok. eskiden midem yanardı "ulan çok içtim ondan" der kurtulurdum. şimdi durum daha vahim geliyor, midem delinip alkol içime içime akacak deyu düşünüpduru.


o değil de binlerce şey geliyor aklıma ne yazacağımı şaşırıyorum. diğer günlüğüme yazdıklarım aklıma geliyor ahahah "alman kızlarındaki bıyık sorunsalı" gibisinden. ulan allahıma badem yağı süresim geliyor lan! kızsınız olum siz, bıyık dediğin "anaanne"de "bibi"de olur. çoğu kendine bakmıyor, giyim kuşamı pek takmıyorlar 3-4 fix kıyafetleri var değiştirip değiştirip giyiyorlar. bacak kol bıyık efendime söyliyim benimle yarışıyor. üzerinize afiyet eldiven gibi sweatshirt gibi kıllarım olduğundan kollarımda bacaklarımda (?!), kendimi örnek verdim.
hizmet sektörü sıfır. ağzına sıçtıklarımının 6 bilemedin 7buçuktan sonra her dükkan market kapanıyor! bi yurdum dönercileri açık. çok güneydoğulu var diyorlarama onlarca dönerciden döner yedim, alayı çankırı, ankara, çorum vs vs iç anadolu insanı. arap ve bosnalılar da döner-pizza işine müdahil olmuşlar.

Opera şehri.. Tchaikovsky'nin Kuğu gölü balesine, Mozart'ın sihirli flüt'üne ve Lady Macbeth'e gitme şansını yakaladım şimdiye kadar. Stehplatz denilen - 3-4 euro karşılığı ayakta izlediğiniz bir bölüm olan- yerler var; öğrenci dostu. Yok ben ayakta dikilemem 2 3 saat diyorsanız 10 euro'ya balkonlardan bilet alabilirsiniz. Stephansplatz'da akşamları her köşe başında sokak sanatçıları kemanlarıyla, yan flütleriyle hatta opera sanatçıları misler gibi sesleriyle içinizi ısıtıyor. Dar sokaklarda gezerken fonda yavaş yavaş kayboluyor sesleri. Hele bir de kar yağıyorsa oh oh. İtalya'nın ara sokaklarındaymış hissine kapılırsınız.


Türkler, Yugoslavlardan sonra ikinci en büyük azınlık Avusturya'da. Yozgat, Çorum gibi Orta Anadolu şehirlerinden gelenler çoğunlukta. u-bahn'a (alaman metrosu) binince ilk duyduğunuz dil türkçe, bilemedin iki olsun. U-bahn demişken ondan da azcık söz edeyim. gavur yapıyor hacı, kazmışlar şehrin altını köstebek gibin. tramvay desem (strassenbahn, Avusturyalılar Bim diyor, sebebi "bimbimbim" diye korna (korna?) çalması. aklınıza osuram sizin) U-bahn'daki durakları bildiren amcanın sesini benimsiyor, bir emmi, bir dayı gibi, içinizden biri gibi bağrınıza basıyorsunuz. her yerde karşınıza çıkıyor bu emmi. asansöre biniyorsunuz bıdır bıdır, tramvay'a biniyorsun bikbikbik. amca öldü mü kaldı mı bilmem, onbeş yirmi senedir aynı adamın sesi yankılanıyor metrolarda orda burda seçkin bayilerde. hiç yeni hat efendime söyliyim yeni durak açmadınız mı kurmadınız mı? kursanız nolcek? nasıl seslendireceksini? gerci gavur yapıyor; bilgisayarla onla bunla senkronize ederler. neyse metro diyodum, işten cıkıp eve giderken birasını, redbull'unu, elma suyunu (en çok içilen içecek!) içip rahatlayan suratı mahkeme duvarı gibi insanların yanında3'lü sarıp karşınızda içen, önünüzde hap atan ve ağzı masmavi olan insanlarla huzur içinde ilerliyorsunuz. kimse bir şey demiyor, karışmıyor. canlarına minnet, onalra dokunmayan bin yıl yaşasın.


Alışamadım ben bu kente.. Haluk Levent'in Trabzon'a yazdığı gibi.. şaka lan alıştım eheheh bi sikim yok buralarda. 2 ay sonra sıkılmaya bile başlıyorsunuz. güneş'e hasretim, Trabzon'u aratmıyor burası, sabahları uyanamıyorum. hep sisli hep soğuk.. insanları gibi (çok fena bağlarım devam edeceğim konuya)
insanları inanılmaz soğuk, mesafeli, burnu havada.. yabancıdan nefret ediyorlar. avrupa'nın geneli için böyle diyip işin icinden sıyrılabilirim. ırkçılık, milliyetçilik yükselen değerler. ancak Viyanalılar daha bi fena. Birçok Avusturya'lı ile de konuştum bu konuyu ve Viyanalıların onlarda hazetmediklerinden yakınıyorlar.Yani Ne türklere özgü bu durum, ne diğer ülke vatandaşlarına. Viyanalı değilseniz haz etmiyorlar. Elbette Viyanalı çok cici şirin insanlar da var, genelleyemiyoruz. neyse politik yazmayayım, yüzdeler verip konuşmak isterdim hangi parti ne kadar oy almış deyu ancak Türkiye'de bu durum daha vahim olduğundan girmiyorum o konuya.

u-bahn'da kürklü kürklü teyzelerin arasında kalıyorum kimi zaman. pek seviyorlar gösterişi hacı teyzeler. Karşımda hap içen mi dersin, üçlü saran mı, koko çeken mi.. Meraklısına; legal değil satılması ama üzerinde taşıyabiliyorsun kendin için olan belli bir miktarı (kimse bilmiyor o miktarı, polisin keyfinin kahyası biliyor bir tek :)) Bu kürklü hacı teyzeler saat 10'dan sonra (22.00 buraya göre) ev partilerinin azılı düşmanları. Anında polisi ararlar 10'u 5 dakka geçince müzik hala bangır bangır ise.. Hemen hemen her ev (WG, araştırın lan az) partimizde sağolsunlar polisler de eşlik ediyorlar.

Polis ablaların maşallahı var yeminlen, 1.80 1.90'lık dudak ısırtan, tutukla beni dedirten ablalar. Polis arabasını da bu ablalar kullanıyor genelde oy ki ne oy.. U-bahn'larda da birçok bayan vatman (ne diyecez lan buna vatwoman?!) var. Taksilerde de hatrı sayılır bir kadın nüfusu (bayan değil kadın! feministler gelmesin bana sonra bağyan değil gadınız diye) çalışıyor. Pek hoş, pek naif. Viyana'da eşşek olsan yine araba kullanırsın. 30-40 km üzerine cıkılmıyor ve adım başı ışık. Kendinizi en güvende hissettiğiniz yer yaya geçitleri. allah'ım ne huzurdur, ne güvendir o yaya geçitlerinde duyduğum! milletin anasına küfretsem bir şey yapamayacaklar gibi hissediyorum orda, banka soyup oraya kaçsam polis dokanmayacak gibi. karşıdan karşıya gecerken artık sağa sola bakmamaya başlıyorsunuz geçitlerde. Çok saygılı sürücüler, çok efendi insanlar afferim takdir ettim. İlk başta ben onlara yol veriyor idim, onlar bana yol veriyor idiler sonra alıştık kaynaştık. Türkiye'deki gibi "araba bende geçerim hacı heaayt" moduna alıştığımız için alışmak zaman aldı.

Gözümü kapatıp şu anda ne zaman kendimi Viyana'da hissettim diye düşündüm, Stephansdom'un önündeki at arabalarından gelen tezek kokularıyla Viyanalı kürklü teyzelerin buram buram parfüm kokusunun karıştığı, sağınızdan solunuzdan takım elbiseli topuklu giyen iş kadınlarının bisikletle geçtiği o an!

Şimdilik benden bu kadar sevgili günlük. Birikenler çok, bir özet geçeyim dedimdi. Beni özleyin anacım.. Wiedersehen.. (bu götler Wiedersehen dediğiniz zaman Wiederschauen diyorlar ısrarla. Güney aksanı, illa vurguluyorlar. siz de zamanla bunu kullanın sempatilerini kazanın)

8 Ekim 2009 Perşembe

Vize Çıkanda

Ahanda şu an pasaportum elimde, hemi de D ve C tipi ayrı ayrı iki vize ile.. Ayrıntılar sonra; şimdi adadığım adakları kesmeye :)

3 Ekim 2009 Cumartesi

Bokumda boncuk

Ne kadar vizigot, ostrogot, germen ve habsburglu var ise kafam girsin... Ama sonra çıksın; çünkü ırkçı değilim ahahaha.. Ağzına oluk oluk sıçtığımın adamları hala vizemi vermedi ve artık sabrı taşırmayı geçirdiler..

Vize bi çıksın caddelerinizin ortalarına, şatolarınızın havuzlarına çatır çatır sıçacam, ne kadar nezih kafe varsa içinde ossuracam, ne kadar hanım hanımcık kadın kız vesayir var ise hepsini Ümraniye sapığı gibi şırınga ile kovalayacam... Yaşasın vandalizm!

Madem bokuma kadar araştırıyorsunuz, zararsız olduğuna kanaat getirince onaylıyorsanız bu vizeyi, o zararsız bokumulan süsleyecem tüm heykelleri, parkları, bahçeleri... ViziGöt oğlanları...

Neyse hacı arada olur böyle sinir krizleri... Çok sinirlendim öyle böyle değil.. Ne bilet alabiliyorum, ne ayırtabiliyorum. Ayırtınca 1 hafta oncesinden almak lazım ama rezervelerim bile düşüyor onlarca kezdir..

Ama siz durun olm... Siz kaşındınız...

16 Eylül 2009 Çarşamba

Ölme Eşşeğim ölme...

Hala beklemedeyim.. 4 ağustostan beri.. Muhtemelen sizin de 1.5 2 ay kadar surecek vizenizden cevap gelmesi. Oturma izni geç oluyor malesef. Eğer noldu ne bitti diye meraktaysanız vereceğim adreslere durumunuzu bildirir mail atın. Avusturya'ya Almanca veya İngilizce olarak derdinizi bildirin yoksa fırça yersiniz benden demesi :)

service@ma35.wien.gv.at (direk avusturya ile kontak)
ANKARA-OB@bmeia.gv.at (Ankara konsolosluğu)

18 Ağustos'ta belgelerimin Avusturya'ya yollandığını Ankara Konsolosluğundan bildirdiler. 1 Ekim'den önce Avusturya'da olurum umarım.. İnşallah.. Kısmetse.. Olurum di mi lan?!

6 Ağustos 2009 Perşembe

Erasmus- Vize Belgeleri Temini

Tek dönem kalacak arkadaşlarımız çok ballı. Ne tercümandı ne noterdi ne sabıka kaydıydı fln uğraşmıyorlar. Onların belgelerinden ziyade oturma izni alacak olan 2 dönem kalmaya hak kazanmış arkadaşların belgelerini (D vizesi) anlatmaya çalışacağım.


Öncelikle pasaport masaport teminini önceki yazılarımda anlatmıştım. Neydi; harçsız alıyorduk okuldan yazı falan filan bi göz atıverirsiniz onlara.

Pasaportun ve belgelerin kaybolma riskine dair diğer yazılarıma da bir göz attık. Şimdi burayı gönül rahatlığıyla okuyabiliriz. Evet.

Sabıka kaydınızı Adliyeden alıyorsunuz. Bir dilekçe ile başvurduktan sonra (ki Ankara'da Adliyenin alt katından yapacaksınız bu başvuruyu; bu dilekçe 1 milyon karşılığı satılıyor) kaydınızı size veriyorlar. Sıra çoooook uzun olacaktır muhtemelen. Gözünüz korkmasın en fazla yarım saate alırsınız.

İkametgahınızı da dilerseniz muhtarınızdan dilerseniz nüfus müdürlüğünden alın. Benim ikametim 2 yerde görünüyordu; birincil ikametim Trabzon'da idi. Ne olur ne olmaz Ankara'yı ilk ikametim yaptım. Sizin de böyle bir durumunuz var ise nüfus idaresinden ücretsiz olarak ikametinizi muhtarınızdan aldığınız bir yazı ile değiştirebilirsiniz.

Nüfus cüzdanı örneğinizi de muhtardan alabilirsiniz. Bir taşla iki kuş. Gördüğünüz gibi çok fazla uğraştıran bir iş değil.

Bu üç belgeyi alır almaz bir yeminli tercüman buluyoruz.

Ucuza Yeminli tercüman arayan arkadaşlara
Konur Sokak'ta bulunan kendi tercümanımın telefonunu vereyim. 4-5 büro gezdim en ucuz fiyatta olan bu idi. Sayfa başına 10 liradan 30 liraya hallettim işimi ;)

D-B Sistem Tercüme: 0312 418 72 49


Ardından notere 160 milyon bayılıyorsunuz bu kağıtları onaylatmak için (ikamet-nüfus örneği-sabıka kaydı).

Adliyeye muhtara falan filan verdiğiniz paralar ile birlikte bu kısmı 200-220 milyona halledebilirsiniz.

Finito. En belalı kısmı bitirdik. Sağlık raporu gibi bir bela geliyor şimdi. Bu raporu www.iks.com 'dan indirirseniz, yeminli tercümesi istenmemekte. Ordaki belgenin yarısı almanca, yarısı türkçe.

Ancak bu belgeyi indirince göreceksiniz ki ebesinin nikahı kadar test ve aşı isteniyor. Bunları ancak hıfzısıhha'da yahut tam teşekküllü bir hastanede yaptırabilirsiniz. Ankara'daki çoğu özel hastane bu istenenlerin tümünü birden yapamıyor. Yani harbici olarak yapmaya kalkarsanız hem size çok pahalıya patlayacak olan, hem de uzun sürecek olan bir işlem bu.

Eeee ama burası Türkiye ve çareler tükenmiyor. Ehliyet için saglık raporu veren poliklinik yahut saglık ocaklarına gidip durumunuzu anlatırsanız 20 25 milyon civarında bir ücret karşılığı mis gibi kaşelerini basıyorlar. Kınıyoruz onları ama seviyoruz...

En sonunda tüm belgelerimizin 1'er nüsha fotokopisini aldıktan sonra işimiz tamam. Çağrı merkezinden 2 fotokopi deniyor; bir nüshası da sizde kalsın diye. Yoksa orjinalini ve 1 fotokopisini konsolosluğa bırakıyorsunuz. Aslı Avusturya'ya gidiyor, fotokopisi ise başvurduğunuz konsoloslukta kalıyor ;)

Bir önceki yazımda bahsettiğim Form konusuna da göz atarsanız hiçbir derdiniz kalmıyor..

Gördüğünüz gibi tüm belaları çözümledik savuşturduk. Sağlık sigortasını zaten vizeniz onaylandıktan sonra yapacağınız için o sorundan hiç bahsetmedim bile...

Umarım kafanızdaki soru işaretlerinin cevabı olabilmiştir bu rehber yazım... Herhangi bir eksiklik var ise mail ile bana ulaşın canlar... Hepinize stressiz, kolay bir vize dönemi diliyore, kocaman öpüyore ;)

Gelen sorular üzerine düzeltme/ekleme: Dil bildiğinize dair bir belge göstermeniz belirtilmiş ama böyle bir zorunluluğu yok. Konsolosluktan da talep edilmiyor. Ayrıca okuldan almış olduğunuz burs belgesinde aylık 500 Euro alcağınız belirtilmiş ise Konsolosluk ek olarak bir gelir göstermenizi istemiyor. Çünkü 24 yaş ve altı için aylık 480 Euro gelir zorunluluğunu aşmanız için yeterli oluyor ;)